IQ işe aldırıyor, EQ yoksunluğu işten çıkartıyor

Bu yazıyı bugün YGS’ye giren gençlere ve ebeveynlerine ithafen yazıyorum.

IQ bir zamanlar çok popüler bir ölçüm değeriydi. Anneler çocuklarını, yetişkinler kendilerini IQ bazında değerlendirmek için bir itilim hissediyordu. Çok iyi ki nörobilimin çalışmalarıyla da birlikte IQ’nun sandığımız kadar önemli olmadığını ancak sosyal öğrenme ile birleşince ifadesinin anlam kazandığını artık biliyoruz. Peki bu bilgiyle ne yapacağız?

Bu bilgi, insanın hem iş hem özel hayatında doyumlu bir hayata sahip olması için aslında büyük bir cevher niteliği taşıyor. Eğer bu bilgiyi içselleştirip, hayatlarımızda kullanılabilir bir hale getirirsek pek çok şey mümkün.

Çocukluktan yetişkinliğe doğru ilerleyerek bu bilgiden faydalandığımızı düşünelim.

Hem Türkiye’de hem yurtdışında halen pek çok ilk öğretim kurumu çocukların IQ’lerini geliştirmeye olanak sağlayan müfredat üstünden çalışıyor. 8 Haziran 2013 (SBS tarihi) tarihi birçok aile için bir hedef, bir milat, üzerine binlerce liralık yatırım yapılan bir hayal. Bugünse, 24 Mart 2013 günü, birçok üniversiteye girmek için can atan genç şimdi ter döküyor. Hepimiz bunları yaşadık, benim zamanında Anadolu Liselerine ve Kolejlere giriş diye 2 ayrı sınav bir de üniversiteye giriş için yalnızca ÖSS vardı. Üzerinden yıllar geçti, iş hayatına girdik, şimdi de bu sınavlara girmiş, en güzel ortaokulları, üniversiteleri, master programlarını kazanmış kişiler kariyerlerinden mutsuz olduklarını belirtiyorlar. Neden? Birçok sosyoekonomik nedenin yanısıra  IQ’ye yapılan maddi ve manevi yatırımın yanında EQ yani duygusal beyine yapılan destek belki de yetersiz kalmıştı.

Şu an nörobilim ve nöroplastisite çalışmaları bize insanlık tarihinde çığır açabilecek anahtarı veriyor aslında.

Oldukça yeni bir bilim dalı olan nöroplastisite bize şunu gösteriyor: Duygusal beyin eğitilebilir. Düşünce, duygu, inanç farkındalıkları bize yeni yollara yönelmek için yeterli itilim ve bilgiyi verebilir.

İşlere giriş şeklimiz, halen IQ üzerinden ilerliyor her ne kadar İK birimleri duygusal beyine dikkat çekmek için ellerinden geleni yapsalar da yeterli olmayabiliyor. IQ, bir kişinin işte karşılaşacağı birçok teknik sorunla ilgili doğru tahmin verse de sosyal sorunlar ve kişinin gerçek kariyer amacı ile ilgili doğru saptamayı yapamıyor. Özellikle terfi için IQ’den fazlası gerekir oluyor: Öz farkındalık, yıkıcı duyguları denetleme, empati sahibi olmak ve şefkat terfinin yeni gereklilikleri.  Bunlar daha üst pozisyonlarda “survivor” olma şartı.

Sosyal Duygusal eğitim konseptinin yayılması ve hatta çocukluktan başlayarak müfredata standart olarak oturtulması gerekiyor. Bu aynı zamanda Amerika’da artık önünü alamadıkları ve yavaş yavaş Türkiye’de başlayan okullarda zorbalık (bullying) kavramının da başlamadan başını ezmemizi sağlayacaktır. Bu konuda hala şansımız var.

Duygusal beyinin eğitilebildiği gerçeği, iş yerlerinde çocukken zorbalık yapmaya fırsat bulamamış fakat yetişkinliğin ve sıfatının verdiği rahatlıkla mobbing yapmaktan zevk alan şahısların azalmasına neden olacaktır. Çok şükür ki birçok şirket artık hap eğitim adı altında da olsa Sosyal-Duygusal eğitimlerini çalışanlarıyla paylaşıyor.

Evet, duygusal beyin eğitilebiliyor; bizi öfke, korku, mutsuzluk, stres ve umutsuzluk gibi zararlı ruh hallerinden de bu kurtarıyor. Son ama belki de en önemlisi olarak iş ve özel hayatlarında daha mutlu ve doyumlu, saldırmak yerine çözümü kendisini değiştirmekte arayan yetişkinlerin çoğalması ve toplumsal bir iyiliğe doğru yol almamız için kendimizi eğitmeye devam edebiliriz.

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>